TÜRKONFED, İSİFED İLE DAHA DA BÜYÜYECEK VE ETKİN OLACAK

 

 

 

TÜRKONFED, İSİFED İLE DAHA DA BÜYÜYECEK VE ETKİN OLACAK

 

Türkiye'nin en büyük ve en etkin sivil toplum kuruluşu olan TÜRKONFED'in Yönetim Kurulu Başkanı Erdem Çenesiz, TÜRKONFED'in İSİFED ile daha da büyüdüğü ve etkinliklik gücünün arttığını belirtti. Erdem Çenesiz, bundan sonraki öncelikli hedefin ise İSİFED’in dernek sayısının artması için birlikte çalışmak olduğunu kaydetti.

 

 

İş dünyasını temsil eden en büyük ve etkin sivil toplum kuruluşu olan TÜRKONFED, büyümeğe devam ediyor. TÜRKONFED'in İstanbul ayağı ise bundan böyle bu yıl içinde güçlerini birleştirdiği İSİFED olacak. İSİFED’in İstanbul Kalkınma Ajansında görev alması ve bu platformlarda TÜRKONFED’i temsil etmesi öncelikli amaçlardan biri olarak belirlenmiş.

 

TÜRKONFED'in Yönetim Kurulu Başkanı Erdem Çenesiz, kendisiyle  gerçekleştirdiğimiz söyleşide TÜRKONFED - İSİFED birleşmesi, geleceğe dair beklentileri, Türkiye ekonomosine dair öngörüleri gibi birçok konuda bize önemli açıklamalarda bulundu.

 

 

Türkonfed 2010 yılı itibariyle büyüme gelişme konusunda atağa kalktı. Neden böyle bir strateji belirlediniz?

 

TÜRKONFED, kuruluş ve kurumsallaşma dönemini geride bırakarak genişleme ve derinleşme dönemine geçti. Türkiye’de 26 bölge bazında kalkınma ajanslarının kurulmasıyla beraber, biz de yapımızı bu bölgeler ile daha uyumlu hale getirmek için çalışmalar yapmaya başladık. Zaten kuruluş döneminde bunu öngörmüş ve federasyonlarımızı ajans sınırları ile uyumlu bir şekilde oluşturmuştuk.

 

TÜRKONFED’in yıllardır özenle savunduğu bağımsız, sivil örgütlenme anlayışının her geçen gün daha çok kişi ve dernek tarafından benimsenmesiyle, 2010 itibariyle de genişleme ve derinleşme dönemimizin gereği olarak atağa geçtik. İş dünyasının karar alma süreçlerine katılım ve idari kapasitenin geliştirilmesi açısından yeni federasyonların kurulmasını çok önemsiyoruz. Bugün 13 üye federasyonumuz ile tüm Türkiye’ye yayılmış, pek çok sektörü temsil eden, çalışmalarıyla ilgi uyandıran, bürokrat ve seçilmişlerin görüşlerine başvurduğu, fikirlerine önem verilen saygın bir örgüt haline gelmekten son derece memnunuz.

 

Önümüzdeki dönemde de derinleşme ve genişleme stratejilerimiz doğrultusunda büyümeye ve Türkiye’nin kalkınması için çalışmaya devam edeceğiz.

 

 

Gelişme sürecinde bünyenize kattığınız dernekleri hangi kriterlere göre seçiyorsunuz?

 

Bünyemize katılan federasyonlar ve onlara bağlı dernekler ile güçlenip büyüyoruz. 2010 yılından bu yana bünyemize TRAKSİFED, DOKASİFED, BAKSİFED ve İSİFED katıldı.

 

Bölgesel ve sektörel sanayici ve işadamları federasyonlarının ortak sesi olarak bölgesel, sektörel ve ulusal ekonomik politikaların oluşturulmasına katkıda bulunmak, iş dünyasını ilgilendiren sorunları ve çözüm önerilerini kamuoyuna, yetkili kurumlara duyurmak, ortak bir çalışma zemini oluşturmak bizim temel amaçlarımız arasında. Dolayısıyla bağımsız ve gönüllü iş dünyası temsil örgütlerinin, TÜRKONFED çatısı altında bir federasyon olarak örgütlenmesinin, bölgelerinin gelişim politikalarına çok daha etkili, koordineli bir şekilde katkı sağlamaları açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

 

 

Yakın zamanda İSİFED ile de güçlerinizi birleştirdiniz ve İSİFED, İstanbul ayağı oldu. Bu katılımı nasıl değerlendiriyorsunuz? İSİFED’den kısa ve orta vadeli beklentileriniz nelerdir?

 

İSİFED’in de bünyemize katılması ile 13 federasyon çatısı altında toplanan 112 dernek 208 milyar dolarlık iş hacmine sahip, 1 milyonu aşkın kişiye istihdam sağlayan, 65 milyar dolardan fazla ihracat yapan, 10 binden fazla iş insanını temsil eden bir yapıya kavuştuk.  TÜRKONFED olarak,  bünyemize katılan İSİFED ile daha da büyüyecek ve daha da etkin olacağımıza inanıyorum. Öncelikli hedefimiz İSİFED’in dernek sayısının artması için birlikte çalışmak. Sonrasında ise orta vadeli hedefimiz, İSİFED’in İstanbul Kalkınma Ajansında görev alması ve bu platformlarda TÜRKONFED’i temsil etmesidir.

 

 

Türkonfed olarak 61. hükümetten öncelikli beklentileriniz nelerdir? İlk olarak hangi konulara öncelik vermesini bekliyorsunuz?

 

61’inci Hükümet Programı’nda yer alan cari dengenin makul seviyelerde tutulması, istihdam, büyümenin ihracata dayalı olması, kıdem tazminatı fonunun kurulması, kayıt dışılığın azaltılması ve mesleki eğitim gibi konularda belirtilen hedefler, TÜRKONFED’in kuruluşundan bu yana savunduğu fikirlerdir.

 

Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmasında yeni anayasa düzenlemesi, öncelikli konular arasında yer alıyor. Anayasa’nın geniş bir mutabakatla hazırlanması ülkenin demokratik olgunluğu ve dünya ligindeki yeri açısından son derece önemlidir.

 

Bizim için bir diğer önemli konu “Bölgesel Kalkınma”dır. Kalkınma ajanslarının yeni hükümet programı ile beraber yerel inisiyatif ve sivil toplumun daha etkin olduğu bir yapıya kavuşturulması, bölgesel kalkınmanın hızlanmasına sebep olacaktır.

 

Öte yandan KOBİ’lerimizin Ar-Ge ve inovasyon kapasitelerinin geliştirilmesi konusunda da beklentilerimiz mevcut. KOBİ’lerin uluslararası rekabet gücünün artmasında en belirleyici alanlar, sanayi stratejisi çalışma grupları içinde de yer alan firmaların teknolojik gelişimi ve insan kaynağı olacaktır. Bu bağlamda Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerine hız verilmeli, teşviklerinin uluslararası kurallar çerçevesinde kapsamı genişletilmelidir.

 

 

Seçim sonrası iktidarın ekonomi kurmaylarıyla bir araya geldiniz. Öncelikli olarak hangi konuları dile getirdiniz?

 

TÜRKONFED olarak hem yeni kabine üyelerini tebrik etmek hem de görüş alışverişinde bulunmak üzere Ankara’da bir dizi temasta bulunduk. Bu temaslar sırasında, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Nihat Ergün’ü, Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan’ı ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Sayın Hayati Yazıcı’yı da ziyaret ettik. 

 

Başta KOBİ’ler olmak üzere, cari açığımızı azaltacak ve ülkemizin rekabet gücünü artıracak önlemler konusunda görüşlerimizi dile getirdik. Örneğin, Yeni Türk Ticaret Kanunu’na girmesini sağladığımız, KOBİ’lere geç ödemelerin engellenmesine yönelik düzenlemelerin kamu kurumları ve belediyeleri de kapsayacak şekilde yürürlüğe sokulması gerektiğini belirterek,  yönetmeliklerin hazırlanması aşamasında da her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu söyledik.

 

KOBİ’lere verilen Ar-Ge desteğinin önemine de değindik ve KOBİ’lerle Ar-Ge alanında işbirliği yapan büyük firmalara ilave destek verilmesinin KOBİ-büyük işletme işbirliklerini artıracağını dile getirdik.

 

Ekonomi kurmayları ile görüşmelerimizde, Türkiye ekonomisinin iki temel sorunu olan cari açık ve işsizlik konusunda da düşüncelerimizi paylaştık. Cari açık ve işsizlikle mücadele edebilmek ve üretimde dünya ölçeğinde rekabetçi bir yapıya ulaşmak için, sanayinin, özellikle KOBİ'lerin rekabet gücünün ve üretimin artırılması gerektiğini belirttik. Kamu ve özel sektör işbirliğiyle bunun sağlanmasına yönelik tüm tedbirlerin kısa sürede alınması gerektiği yönünde görüştük.

 

Ekonomik ve Sosyal Konsey’de yer almak istediğinizi de hükümete ilettiniz. Bunu neden istiyorsunuz ve gelinen süreçte bu yöndeki talebinizin kabul göreceğini düşünüyor musunuz?

 

Ekonomik ve Sosyal Konsey, ekonomik ve siyasi açıdan toplumun temel meselelerinde diyalog ve uzlaşma zemininde çözüm önerilerinde bulunan demokratik bir platformdur. Türkiye’nin en büyük iş dünyası örgütlerinden biri olarak, Ekonomik Sosyal Konsey’e katılmamızın,  konseyin fikri zenginliğini artıracağını, ona güç katacağını düşünüyoruz. Bizlerin katkısı, gerek konseye, gerek ülkemize önemli kazanımlar getirecektir.

 

Bugün sanayi strateji belgesinin oluşturulmasından, anayasa çalışmalarına kadar çeşitli alanlarda görüşlerimizi dile getiriyor ve çalışmalara katkıda bulunuyoruz.  Türkiye’nin en büyük ve en yaygın gönüllü iş dünyası örgütü olarak, Ekonomik Sosyal Konsey’e katılma talebimizin de olumlu değerlendirileceğini düşünüyoruz.

 

Küresel bir krizin daha yaklaştığı yönünde yorumlar var. Yeni bir küresel kriz Türkiye’yi nasıl etkiler?

 

Dünya genelinde, özellikle gelişmiş ülke ekonomilerinde görülen son olayları, yeni bir krizin eşiği olarak yorumlamaktan ziyade bir önceki krizin etkilerinin şiddetle devam etmesi olarak algılıyoruz. Küresel kriz ABD ve AB ekonomilerini uzun sürecek bir durgunluğa sürüklemiş görünüyor. AB’nin siyasi ve ekonomik geleceğinin nasıl şekilleneceğini ise bugünden öngörmek imkansız. Gelişmiş ülkeler için gelecek, borç krizinin gelişimine bağlı olarak belirlenecek.  Öte yandan, küresel düzlemdeki güç ilişkilerinde yükselen ekonomiler lehine önemli değişimler yaşanıyor ve önümüzdeki 10 yılın lokomotifinin yükselen piyasalar olacağı ortada. Dolayısıyla,  bu değişimin bir parçası olarak Türkiye’nin dünyadaki rolünü yeniden değerlendirmesi gerekiyor.

 

Olası krize karşı nasıl önlemler alınmalı mı? Alınmalı ise ilk etapta ekonomi yönetimi ve iş adamları ne gibi adımlar atmalı?

Komşuları ekonomik ve siyasi krizlerle boğuşurken, dünyanın yeni ağırlık merkezini oluşturacak yükselen piyasa ekonomileri arasında yer alan Türkiye, bir yandan bu değişimlere ayak uydurmak ve müdahil olmak, öte yandan da kendi içindeki büyüme, sanayileşme, kalkınma ve bölüşüm sorunlarını çözmek zorunda. Birbirlerine bağlı olan bu sorunlar ancak doğru bir sıralamayla bütüncül bir strateji çerçevesinde çözülebilir. Makro ekonomik istikrar bu stratejinin olmazsa olmaz koşuludur. Makro istikrarın en önemli üçayağı ise, bütçe disiplini, enflasyonla mücadele ve Türk lirası üzerindeki baskıların hafiflemesidir. 

Türkiye’yi bekleyen değişim sürecinin çok katmanlı, çok boyutlu ve karmaşık yapısı, tüm toplumsal aktörlere sorumluluk yüklemektedir. Bu bağlamda, işadamlarının dikkat etmesi gereken konuları, döviz geliri olmayanın döviz borçlanmaması, 2012 yılının planının yaparken 2011 yılına göre daha düşük ciro olabileceğine ve kar marjının azalabileceğine dikkat edilmesi, ayrıca artan emtia fiyatları nedeniyle maliyetlerin yükselebileceğini bu nedenle uzun vadeli sabit fiyatlı satışlardan kaçınılması olarak sıralayabiliriz. 2012 yılında 2011 den daha düşük ciro olabilir derken bunun kesinlikle olacağını söylemiyorum. Ama bu ihtimalin göz önüne alınarak yatırım- sermaye ve borç planı yapılması doğru olacaktır.

 

 

Orta ve uzun vadede Türk ekonomisinin nasıl olacağını tahmin ediyorsunuz?

Türkiye, yüksek bir büyüme hızını sürekli kılarak gelir seviyesini yükseltmek, kalkınmasını hızlandırmak, daha fazla ve daha iyi istihdam yaratmak, ürün kalitesini yükselterek rekabet gücünü artırmak zorundadır. Bu amaçla Türkiye’nin tasarruf açığı sorununu çözmesi ve rekabet gücünü ve ekonomik etkinliğini artıracak reformları tamamlaması gerekmektedir.

Bu reform ajandasında sanayinin rekabet gücünü iyileştirecek, yükseltecek, ekonominin etkinliğini artıracak, bölgesel farklılıkları azaltacak, ulaştırma ve enerji gibi altyapı sorunlarını çözecek, eğitim seviyesini yükseltecek, teknolojik gelişmeyi hızlandıracak politikalar yer almalıdır. Sorunlarını çözmesi durumunda Türkiye, dünya liginin en önemli aktörleri arasında yerini alacaktır.


“İş dünyası temsil örgütlerinin, TÜRKONFED çatısı altında örgütlenmeleri, bölgelerinin gelişim politikalarına çok daha etkili bir şekilde katkı sağlamaları açısından son derece önemlidir.”

 

 

“Ekonomi kurmayları ile görüşmelerimizde, Türkiye ekonomisinin iki temel sorunu olan cari açık ve işsizlik konusunda da düşüncelerimizi paylaştık. Cari açık ve işsizlikle mücadele edebilmek ve üretimde dünya ölçeğinde rekabetçi bir yapıya ulaşmak için, sanayinin, özellikle KOBİ'lerin rekabet gücünün ve üretimin artırılması gerektiğini belirttik.”

 

“Türkiye’nin en büyük iş dünyası örgütlerinden biri olarak, Ekonomik Sosyal Konsey’e katılmamızın,  konseyin fikri zenginliğini artıracağını, ona güç katacağını düşünüyoruz. Bizlerin katkısı, gerek konseye, gerek ülkemize önemli kazanımlar getirecektir.” 


e.
e.