TÜRKONFED Başkanlar Konseyi toplantısı…

TÜRKONFED Başkanlar Konseyi toplantısı…

 

Bakan Ergün, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu'nun (TÜRKONFED) Ordu'da düzenlenen Başkanlar Konseyi toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin yıllarca Ankara'dan sivil toplum kuruluşlarını işin içine katmadan yönetilmeye çalışıldığını söyledi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Ergün:

''Bugün Türk ekonomisi, Avrupa'da hemen yanı başımızda komşumuz Yunanistan'da yaşanan tartışmaların oldukça uzağında bir yerde duruyor. Bu durumun en büyük nedeni, hiç şüphesiz 2002'den bu yana Türkiye'de hayata geçirdiğimiz makro ekonomik reformlardır''

''Kriz ortamında IMF ile anlaşma imzalanan ülkelerle, Türkiye’nin durumunu bugün karşılaştırdığımızda ne kadar doğru bir adım attığımız çok iyi anlaşılmaktadır''

''İş dünyasının dünyada yaşanan gelişmeler hususunda içi rahat olmalıdır, Türkiye ekonomisi dünyada yaşanacak her türlü gelişmeye cevap verebilecek, yaşanan her süreci lehine çevirebilecek enstrümana sahiptir''

''Ekonominin yüzde 60'ı psikolojidir, dolaysıyla bir çok hadiseye soğukkanlılıkla bakmakta fayda var''

''Türkiye'nin ayağındaki en önemli pranga terör prangasıdır'' 

''Türkiye'de üretilen otomobillerin yüzde 30'nu Türk tüketicisi kullanıyor''

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, ''Bugün Türk ekonomisi, Avrupa'da hemen yanı başımızda komşumuz Yunanistan'da yaşanan tartışmaların oldukça uzağında bir yerde duruyor. Bu durumun en büyük nedeni, hiç şüphesiz 2002'den bu yana Türkiye'de hayata geçirdiğimiz makro ekonomik reformlardır'' dedi.

Bakan Ergün, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu'nun (TÜRKONFED) Ordu'da düzenlenen Başkanlar Konseyi toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin yıllarca Ankara'dan sivil toplum kuruluşlarını işin içine katmadan yönetilmeye çalışıldığını söyledi.

Politikacıların sanayici ve iş adamlarıyla herhangi bir iş birliği yapmadan politika üretmeye yöneldiklerini dile getiren Ergün, ''Biz ise Hükümet olarak bu problemin her zaman farkında olduk'' diye konuştu.

Sivil toplum kuruluşları ile azami iş birliği içinde olabilme adına gayret gösterdiklerini vurgulayan Ergün, şöyle devam etti:

''Bu iş birliğini de beraber fotoğraf çektirelim, bir birimize plaket verelim düşüncesiyle de yapmadık. Bu iş birliğini birlikte politika üretelim, sorunları birlikte çözelim şeklinde algıladık. Az önce sayın TÜRKONFED Başkanı ifade etti, 'Biz tarafsız kalacağız' dedi. Tarafsız falan kalmayın kardeşim, doğru bildiğinizi söyleyin. Bir şeyi destekleyecekseniz destekleyin, karşı çıkacaksanız da karşı çıkın. Neden tarafsız kalacaksınız? Doğrunun yanında, yanlışın karşısında olacaksın. Mesele bu, tarafsızlık diye bir şey yok. Doğrunun yanında olmak, yanlışın karşısında olmak. Doğrunun yanında olmanın bin tane yolu var. Yanlışın karşısında olmanın da bin tane yolu var. Mesela öyle doğrunun yanında olmanın yöntemlerini deniyorlar ki, vıcık vıcık yağ damlıyor, bu doğruların yanında olmak değil. Öyle yanlışın karşısında olma yöntemleri buluyorlar ki, böyle kop koyu zehir damlıyor. Yani ne zehir damlasın, ne yağ damlasın, buna gerek yok. Yağ damlamadan da doğrunun yanında olmak mümkün, zehir damlamadan da yanlışın karşısında olmak mümkün. Bunları başarabiliriz.''

''ÜLKE EKONOMİSİNDE YAŞANAN GELİŞMELER UMUTLARIMIZI ARTIRMAKTA''

Bakan Ergün, ekonomide yaşanan gelişmelere de değinerek, bu gelişmelerin kendilerini bir yandan sevindirirken, bir yandan da bir takım endişelere ittiğini ifade etti.

''Dünya ekonomisinde yaşananlar zihinlerde şüphe oluştururken, ülke ekonomisinde yaşanan gelişmeler de umutlarımızı artırmakta'' diyen Ergün, şöyle devam etti:

''2008 yılının son çeyreğinde patlak veren küresel krizden sonra dünyada 2010 yılında önemli bir toparlanma yaşandı. Özellikle Avrupa ülkelerinde bütçe açıkları ve kamu borçları ciddi bir risk oluşturmaya devam ediyor. Ekonominin yönü bir şekilde düzeltilebilir ancak, ne yazık ki Avrupa'da siyasetçilerin genel olarak bu iradeye sahip olduklarını söylemek son derece zor. Avrupa aynı zamanda bir liderlik krizi yaşıyor. Sadece ekonomik bunalım yaşanmıyor, liderlik sorunu da yaşamakta. Sorunların aşılmasının önündeki en önemli etken Avrupa'da yaşanan liderlik sorunudur. Dün Almanya'da Avrupa İstikrar Fonu'nun güçlendirilmesi ile ilgili yapılan kritik oylama kamuoyunun bir nebze olsun rahat nefes almasına yol açmıştır. Bugün Türk ekonomisi, Avrupa'da hemen yanı başımızda komşumuz Yunanistan'da yaşanan bu tartışmaların oldukça uzağında bir yerde duruyor. Bu durumun en büyük nedeni, hiç şüphesiz 2002'den bu yana Türkiye'de hayata geçirdiğimiz makro ekonomik reformlardır.''

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, ''Kriz ortamında IMF ile anlaşma imzalanan ülkelerle, Türkiye'nin durumunu bugün karşılaştırdığımızda ne kadar doğru bir adım attığımız çok iyi anlaşılmaktadır''  dedi.

Bakan Ergün, TÜRKONFED Başkanlar Konseyi Toplantısı'ndaki konuşmasında küresel kriz ortaya çıktığında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Kriz teğet geçecek, en az biz etkileneceğiz'' yönündeki ifadelerinin bazı çevrelerce ağır şekilde eleştirildiğini hatırlattı.

Özellikle IMF anlaşması söz konusu olduğunda, 'Türkiye'nin IMF ile yeni bir anlaşma yapmadan devam etmesinin çok olumsuz sonuçlar doğuracağını' dile getirenler olduğunu da anımsatan Ergün, şu ifadelerde bulundu:

''Biz ise ısrarla Türk ekonomisinin sağlam temellere sahip olduğunu, Türkiye'nin bu krizden güçlenerek çıkacağını ifade etmiştik. İstediğimiz şartlar sağlanmadığı için de yolumuza IMF ile yeni bir anlaşma yapmadan devam ediyorduk. Kriz ortamında IMF ile anlaşma imzalan ülkelerle, Türkiye'nin durumunu bugün karşılaştırdığımızda ne kadar doğru bir adım attığımız çok iyi anlaşılmaktadır.''

''EKONOMİ YORUMCULARI, EKONOMİ YORUMCUSU DEĞİL MÜBAREK SAVAŞ MUHABİRİ SANKİ''

Bakan Ergün, ekonomik sıkıntılar yaşandığında günü birlik değerlendirmeler yapanların çok olduğunu belirterek, yapılan ekonomi yorumlarını eleştirdi.

''Ekonomi yorumcuları, ekonomi yorumcusu değil mübarek savaş muhabiri sanki, savaş muhabiriymiş gibi ekonomik gelişmeleri anlatıyor. Yorumcular ekonomideki gelişmeleri, 'şuraya bomba düştü, burada patladı, şurada adam ölecek' gibi yorumluyor. Herkesi paniğe sevk etmenin ekonomi yorumcusunun yapacağı iş olmadığını bilmek lazım. Ekonomi soğukkanlılıkla yönetilir. Ekonominin yüzde 60'ı psikolojidir. Dolaysıyla bir çok hadiseye soğukkanlılıkla bakmakta fayda var. Yani siz bir hastayı ziyaret ettiniz, onu ziyaret ettiğiniz de şunu mu söylüyorsunuz, 'Ne kadar kötü görünüyorsun ya, vallahi yarına çıkmaz ölürsün sen.' Böyle mi diyorsunuz yani. Bunun tam tersi hastaya umut vermek lazım. 'Vallahi seni iyi gördüm, benim de böyle hasta olmuş bir arkadaşım vardı, vallahi biraz perhizine dikkat etti, ilaçlarını kullandı, iyileşti' demek lazım. Böyle demek varken, der misiniz, 'ne kadar kötü görünüyorsun yarına çıkmasın'  Ekonomi yorumcularında böyle bir tablo görüyorsunuz. Yani savaş muhabiri gibi ekonomi yorumu yapılmaz. Kötümser bir yaklaşımla olaylar ele alınarak, kimse bir şey kazanamaz. Onun için işin soğukkanlılıkla idaresi her zaman önemli.''

''İŞ DÜNYASININ DÜNYADA YAŞANAN GELİŞMELER HUSUSUNDA İÇİ RAHAT OLMALIDIR''

Krizden bu yana G-20 ülkeleri arasında en fazla istihdam oluşturan ülkenin Türkiye olduğunu söyleyen Bakan Ergün, G-20 ülkelerinde istihdam artışının sadece yüzde 1 seviyesinde kaldığına işaret etti.

Türkiye'de ise bu rakamın yüzde 6 seviyesine ulaştığını vurgulayan Ergün, kriz dönemlerinden sonra en zor toparlanan rakamların istihdamdaki rakamlar olduğunun altını çizdi.

''Türkiye'nin G-20 ülkeleri arasında yüzde 1'e yüzde 6 gibi bir noktada bulunması ne kadar dinamik bir ekonomiye sahip olduğumuzu gösterme açısından önemlidir'' diyen Bakan Ergün, şöyle devam etti:

''Bizim yüzde 8.8 oranında büyüdüğümüz ikinci çeyrekte Avrupa ülkeleri yüzde 1.6, OECD ülkeleri 1.7 oranında büyüme gerçekleştiriyor. Demek ki Türkiye'nin başarısı konjonktür ile ilgili bir başarı değildir, Türkiye'nin başarısı Türkiye'deki ekonomi yönetimi, reel sektörün gücü ve dinamizmi ve Türkiye'nin sahip olduğu potansiyel ile ilgilidir. Bu sonuçlar tesadüfü değil. İş dünyasının dünyada yaşanan gelişmeler hususunda içi rahat olmalıdır. Türkiye ekonomisi dünyada yaşanacak her türlü gelişmeye cevap verebilecek, yaşanan her süreci lehine çevirebilecek enstrümana sahiptir. Dünyadaki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz, yaşanması muhtemel gelişmelere karşı da hazırlıklı bulunuyoruz. Dünyada en iyi ülkelerden biri olmamıza rağmen risk altındaki ülkelerin aksine ipleri sıkı tutmaya, tedbiri elden bırakmamaya da özel bir önem veriyoruz. 'Oh nasıl olsa biz rahatız' yok, böyle bir yaklaşım içinde olmadık. Hiç bir zaman ipi elimizden bırakıp, 'nereye kadar giderse gitsin' bir yaklaşım tarzı sergilemedik, onun için kazanıyoruz zaten.''

''GEÇEN YÜZ YILLARI TARTIŞMAYALIM''

Bakan Ergün geçen yüz yılların tartışmasını bu yüz yılda yapmanın doğru olmadığını da belirterek, ''Türkiye'de artık hayat tarzıyla ilgili bir kaygı endişe var mı? Bunu hangi tartışmanın içinden çıkartabiliriz. Türkiye on yıldır siyasi istikrar ve güven ortamı içinde demokrasisini güçlendirmeye çalışan bir yaklaşımla ilerliyor. Geçen yüz yılın tartışmalarını bu yüz yılda yapmak doğru değil. Türkiye demokratik sistemiyle, laikliği ile, demokrasisiyle, insan haklarıyla, insanların hayat tarzı özgürlükleriyle ilgili tartışmaları çoktan geride bırakmıştır. Bunlar 20. yüzyılın tartışmaları olarak kalmıştır. Bu dönemde, 21. yüzyılda Türkiye bir daha bunları tartışmayacak. Boşuna bu konularda bir kaygı ifadesi ortaya koymaya gerek yok.''

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, ''Türkiye'nin ayağındaki en önemli pranga terör prangasıdır'' dedi.

Bakan Ergün, Türkiye'nin yeni dönemde iki gündem maddesi olduğunu belirterek, bunlardan bir tanesinin terör, diğerinin ise yeni bir sivil anayasa yapmak olduğunu vurguladı.

Yapılacak yeni Anayasanın aynı zamanda terörün beslendiği bir takım kaynakları kurutması açısından da son derece önemli olduğunu vurgulayan Ergün, ''Türkiye pasif dış politika, ekonomik istikrarsızlık gibi ayağına pranga olan ve hızını yavaşlatan bir çok sorundan kurtulmuştur. Türkiye'nin ayağındaki en önemli pranga terör prangasıdır. Türkiye adeta bu pranga ile yavaşlatılan, bu pranga ile hızı ortadan kaldırılan ve bölgesinde, dünyada etkinliğinin artmasına engel olunmaya çalışılan bir ülkedir'' diye konuştu.

Türkiye'de üretilen araçlara da değinen Ergün, ülkede kullanılan traktörlerin yüzde 80'ini Türk Traktör'de üretilen ürünlerin oluşturduğuna dikkat çekerek, ''Türk çiftçisi bu traktörleri kullanıyor, ancak otomobile geldiğinde bu rakam yüzde 30'a düşüyor'' dedi.

Bakan Ergün, konuşmasına şöyle devam etti:

''Demek ki tatmin olunmuyor. 600 binden fazla otomobil satılacak bu yıl. Geçen yıl 510 bin otomobil satıldı. Yüzde 70'i ithalat. Toplumun bu tatminsizliğini ithalat ile gidermeye devam mı edelim? Onun için biz diyoruz ki, gelin yeni otomobil yatırımı yapın, pazar büyüyor, birkaç yıl içinde Türkiye'de yılda 1 milyon otomobil satılacak. O pazardan pay alacak bir yerli otomobil üretimine ihtiyaç var, o pazardan en az 200 bin alabilecek imkan ve kabiliyete sahibiz.  Büyük güçlü bir yan sanayimiz var, sermayemiz var. Ama Türkiye'de bir otomotiv yatırımının başlangıcının 3 milyar Avro gibi bir rakamla ifade edilmesi pek gerçekçi değil. Daha az yatırımlarla bu gerçekleştirilebilir. Yani otomotiv üreten gruplardan bir tanesi yerli bir marka ve model üretmeye karar verse 3 milyar Avro yatırım mı yapacak? Yapmayacak. 250 milyon, 500 milyon dolar yatırım yaparak bu işleri gerçekleştirecek. Dolayısıyla 3 milyar Avro gibi rakamlar, yatırım yapacakları ürkütmesin.''

 


res.