İSFED BAŞKANI MEHMET SANDAL İLE İSİFED – TÜRKONFED BİRLEŞMESİNE DAİR…
İSFED BAŞKANI MEHMET SANDAL İLE İSİFED – TÜRKONFED BİRLEŞMESİNE DAİR…
İSİFED ve 27 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleştirdiği olağanüstü genel kurulda TÜRKONFED ile birleşme kararı aldı. İSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal, Türkiye’de oldukça geniş bir kitleyi içine aldığı , kendi içinde siyasal, etnik hiçbir ayrımı gözetmeyen bir yapıya sahip olduğu ve tüzüğümüzde belirttiğimiz amaçlarımıza paralellik gösterdiği için TÜRKONFED’in tercih edildiğini ve birleşmeyle İSİFED’in sorumluluk ve etkinliğinin arttığını belirtti.
Yeni adıyla İSİFED ve 27 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleştirdiği olağanüstü genel kurulda TÜRKONFED ile birleşme kararı aldı. Bu kararın nasıl alındığını, birleşmenin neler getireceğini, İSİFED’in bundan sonraki hedef ve projelerini, İSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal ile konuştuk.
İSİFED ile TÜRKONFED birleşme düşüncesi ne zaman gündeme geldi, nasıl olgunlaştı ve hayata geçti?
Bunun tarihi oldukça eski, Türkiye’de yeni medeni kanun değişmesi ile beraber STK’ların önünün açılmasından sonra derneklerin federasyonlaşması, federasyonlarında konfederasyonlaşması meselesi yıllar önce SİAD platformları adı altında toplantı zincirleriyle başlamıştı zaten. Bu toplantılara bu bölgeden de bütün dernekler aktif olarak katıldı. Katılım ve toplantı süreçleri sürerken bu SİAD platformundan önce konfederasyon ve federasyonlaşma meselesi gündeme geldi. Bu konuda da İstanbul 3. Bölge Sanayici ve İşadamları Federasyonu olarak ilk adımı atanlardanız. Derneklerin bir araya gelmesi ile federasyonlaşan hemen hemen ilk federasyonuz . Bu işi ciddiye alan, önemseyen bir grubu teşkil ediyoruz aslında. O gün bir araya gelen derneklerden oluşan grupların oluşturdukları platform bir süre sonra farklı şekillerde yorumlanınca bir süre konfederasyona katılmama kararı aldık. Bu süreç bizim 10 yılımızı aldı. Türkiye’de STK ların bir çatı altında faaliyet göstermesinin zorunluluğu baştan beri vardı bugünde var.
Türkiye’de bu konu diğer konularda da olduğu gibi bir takım gruplaşmalara bölünmelere neden olan bir yapıya büründü. Biz de bu anlamda Türkiye’de oldukça geniş bir kitleyi içine alan tüm Türkiye’yi kapsayan ve bu kapsam içinde de kendi içinde siyasal, etnik hiçbir ayrımı gözetmeyen bir yapıya sahip olan TÜRKONFED’i tercih ettik. Bununla ilgili görüşmeler geçen sene başlamıştı. Düşüncelerimizin, fikirlerimizin, misyonumuzun ve vizyonumuzun birbirine çok uyduğu noktasında hem fikir olunca bizim TÜRKONFED’e giriş konumuz kesinleşti. 27 Mayıs’taki olağanüstü genel kurulda oy birliğiyle almış olduğumuz karar TÜRKONFED tarafından da onaylandı ve İSİDEF’i isim değişikliği yaparak İSİFED olarak TÜRKONFED’in bir üyesi haline geldi. Yeni adıyla İSİFED’e ne kazandıracak bu birleşme?
TÜRKONFED’e ne kazandıracağımızdan başlarsak; yapı itibariyle federasyon daha ziyade son zamanlarda gündeme gelen Sanayi Kalkınma Ajansları bölge itibari ile kaç bölge ise TÜRKONFED de, o anlamda bir yapılanmaya gidiyor veya öyle bir yapı içinde olmaya çalışıyor. İstanbul Kalkınma Ajansı’nın karşı ayağı da bir anlamda İSİFED oldu. Bir anlamda TÜRKONFED’in bu anlamdaki eksikliği giderilmiş oldu. Bizim açımızdan ne oldu? Zaten STK demek kendisine bağlı ve kendiyle hareket eden ne kadar çok ve geniş bir kitleyi bünyesinde barındırıyorsa etkinliği ve yetkinliği artacağı düşüncesinden yola çıkarak tabi ki bizde bu gruba dâhil olarak İSİFED’in etkinliğini arttırmış olduk. Bunun yanı sıra TÜRKONFED’in de bir açığını tamamlamak suretiyle aynı desteği TÜRKONFED’e de vermiş olduk.
İSİFED bu birleşme ile İstanbul’un bir ayağı oldu. İSİFED bu anlamda orta ve uzun vade de hedefleri nelerdir?
Bizim kuruluş amacımız tüzüğümüzde belli, misyonumuz bize üye olan bütün sanayicilerin problemlerini önce bölgesel anlamda sonra ulusal anlamda ilgili yerlere aktarabilmek. Bu esnada sadece problemlerin aktarımı değil federasyon olarak bunlara çözümleri de üretmek ve çözümleri ilgili mercilere iletmek, bunların takipçisi olmak da önemli. Türkiye’nin geleceği için düşüncelerimizi, bu konuyla ilgili yapacağımız ve yapmamız gerekenleri plan program dâhilinde hem üyelerimizle paylaşırken ortak paydalarını oluştururken bu paydaları da bu işin yetkililerine dilimizin döndüğü, gücümüz yettiği kadar aktarmaya çalışmak amacındayız. Burada sadece federasyon olarak değil tabii ki, konfederasyon içinde bunu yorumlamak ve artık bir bölge problemi olarak değil, Türkiye’nin problemleri ve çözüm önerilere başlığı altında gereken yerlere iletmek. Zaten TÜRKONFED’in bu konuda geçmişe dayanan akademik anlamda hem saha anlamında çalışmaları son yaptığımız bazı ziyaretlerde sayın başkan gereken mercilere zaten sunum ve döküm olarak da verdi. Konfederasyonun en önemli misyonu buydu. Bunu yapmış olmak da sunum ve dökümanları sadece vermek değil; takipçisi de olmayı gerektirmekte.
Anadolu yakasındaki derneklerle de etkin olmak gibi bir hedefinizde vardı. Anadolu yakasındaki derneklerle ve İstanbul’un genelindeki diğer derneklerin İSİFED’e katılımları ile ilgili çalışmalar ne durumda? Bildiğim kadarıyla TÜSİAD, İSİFED’e katıldı. Hem derneklerin daha sonra da TÜSİAD’ın katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstanbul’u temsil etmenin bir sorumluluğu var üzerimizde. Şimdiye kadar bize Anadolu Yakası’ndan intikal eden bir başvuru olmadı ama bazı derneklerle temas kurmaya çalışıyoruz. Yakın zamanda 1-2 de olsa Anadolu Yakası’ndan iş adamlarını ve sanayici derneklerini bünyemize katmak istiyoruz. Bunun çabası içindeyiz.
TÜSİAD, prensibi gereği olarak TÜRKONFED’e üye federasyonlara katılımı olan bir dernek ve Türkiye’nin bir anlamda ilk STK sı. Geçmişte de Türkiye için büyük hizmetleri olan bir dernek. Onun da bünyemizde olması bize de ayrı bir heyecan ve güç katıyor. İki yıllık başkanlık sürecinizde İSİFED önemli ölçüde gelişti. Burada yönetim kuruluyla birlikteliğiniz ve çalışmalarınız ön plana çıkıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Çok iyi bir yönetim kuruluna sahibiz ve çok değerli arkadaşlarımız var. Katılım geçmişe oranla oldukça yüksek. En azından geldiğimiz günden beri düzenli bir şekilde bir araya geliyor ve faaliyetlerimizi düzenli bir şekilde sürdürüyoruz.Örneğin dergimizi düzenli olarak çıkarıyoruz. Neler yaptığımıza dair bilgiler dergilerimiz ve internet sitemizdeki faaliyet raporlarından görülebilir. Bugün geldiğimiz durumu ifade edersek, bugün katılımı ve üye sayısı 2-2,5’a katlanmış bir federasyonuz. Önemli bir göstergedir bu. Dün konfederasyonda değildik, bugün ise konfederasyona üye bir federasyonuz. Bugünden itibaren söylediklerimizin ve söylemlerimizin daha geniş bir çevreye yayabilir noktasında olmak İSİFED’in yaygınlığını ve etkinliğini daha ileriye taşıyabilmiş olmanın bir göstergesi olarak görüyorum. Hedeflerimiz, hayallerimiz tam oluşmadı ama bence hayallerimize doğru büyük bir adım attık diye ifade edebiliriz.
Yaklaşan yeni küresel kriz bizi de etkilemeye başladı mı? Sanayici ve iş adamlarına bu süreçte neler önerirsiniz?
Türkiye’de bu konuda çok farklı görüşler var. Türkiye’nin lokomotifi olan bazı sektörler bulunmakta. Bunun başında da inşaat sektörü geliyor. Genel Türkiye ekonomisi için çok önemli bir argüman – gösterge olan bu sektörde şimdilik çok olumsuz bir tablo gözükmüyor. Ama alınan tedbirlere baktığımızda da bu konuyla ilgili gelecek dönemde de bir problem yaşanacak gibi görünüyor; “Neden?” derseniz, kredilerin kısıtlanması bazı zorlamaların getirilmesi gibi. Bu arada bir başka unsur daha var: Dövizdeki dalgalanmaların getirdiği maliyet artışları. Tüm bu argümanlar belli bir şeylerin yavaşlayacağının sinyalini veriyor, onun dışında Avrupa’nın ve Amerika’nın dış borç problemleri veya cari açık problemleri özellikle de Türkiye’deki dış borç, cari açık problemleri bizi tedirgin eden konuların başında geliyor. Onunla ilgili bir takım tedbirlerin alındığı yönünde ifadeler var ama somut olarak ne yapılacağı konusu belli bir tabana oturmadı.
İyi şeylerin olduğunu da görüyoruz. Geçmişten beri bizim de savunduğumuz, özellikle yerli üreticilerin desteklenmesi anlamında bir adım atılması yönünde Sayın Başbakan’ın genelgesi var. Türkiye’de bütün ihalelerde yerli üreticilerin tercih edilmesi ile ilgili, sisteme bazı konuların konulması ile ilgili adımlarda önemli. Dünyada birçok ülke kendi yerli üreticilerine ayrıcalık yapıyor. Fakat bu ülkemizde çok değişik şekilde zuhur edebiliyor. Mesela asansör sanayinde bir şartnamede yerli üretim yerine “ithal olacaktır” diye bir madde konabiliyor ihale şartnamesine. İnşallah şimdi burada “yerli üretim kullanılacaktır” gibi maddeler göreceğiz. Biz bunu sanayiciler olarak bekliyoruz. Bu tür destek ve iyi niyet göstergelerinin ciddi anlamda takibinin gerektiği noktasını vurgulamak istiyoruz. Yani sadece yazılması değil, pratik uygulama ne olacak gerçekten. Bunun takibini de federasyon olarak yapacağız. Zaman içersinde bu tür konular da karşımıza geldi. Bakanlarımızla son zaman yaptığımız görüşmelerde de dile getiriyoruz. Çünkü yurtdışında da faaliyet gösteren bir yapımız var. Ben göğsümü gere gere Çin ile rekabet edebilecek tek ülkenin Türkiye olduğunu iddia edebiliyorum. Sadece bazı sıkıntılarımız var. Maliyette 3 unsur vardır. Hammadde girdileri, işçilik girdileri ve enerji. Enerjinin pahalı olduğu söyleniyor ama maliyete yansıması, onun yanı sıra enerji kesilmelerinin getirdiği kayıbın ne olduğunu kimse hesap etmiyor. Enerji kesilmelerinden dolayı ciddi bir kayba uğramaktayız ama kimse bu konunun üzerinde durmuyor. Ben öncelikle bunu her platformda gündeme getirmeye çalışıyorum. Sanayinin düzgün, sağlıklı ve kaliteli bir enerjiye ihtiyacı olduğunu vurguluyorum.
İkici konu olan girdiler meselesi. Maliyeti yüksek ürünler kullanıyoruz. Girdileri aşağıya çekecek toplu veya birlikte alımlar noktasının yine bir devlet politikası, görevi olarak benimsenmesinden yanayım. Bununla ilgili teşviklerin ve desteklerin yapılmasının gündeme gelmesini bekliyoruz.
2023’e, 500 milyar dolar hedefi koyuyoruz. Hedefe ulaşabilmek için alt yapılarımızın süratle düzeltilmesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Söyleyecek çok şey var. Sanayicimiz borçlanarak büyümek yerine daha sağlıklı kaynaklarla büyümenin yollarını aramalılar. Risk analizlerini iyi yapmalarını tavsiye ediyoruz; çünkü biz 50 yılda 26 kriz geçirmiş bir ülkeyiz. Krizlere alışkınız ama birçok sanayicimiz sahadan çekildiğine de şahit olduk.
İş adamı ve sanayici dostlarınıza son olarak neler söylemek istersiniz?
Türkiye de sanayici olmak gerçekten zor, yapılması gerekenlerden az önce bahsettik. Bizler bu devletin artı değerler üreten unsurlarından biriyiz, üretim olmadan hiçbir şeyin olmayacağı bilincine gelmiş olan bireyleriz. Üretim yoksa bağımsızlığında olmayacağını çok net bilenlerdeniz. Üretim yapan herkesin ellerinden alınlarından öpülecek kimseler olduğunu vurgulamak isterim. İşçisinden patronuna kadar. Sanayicileri olarak biz kimsenin rakibi ve düşmanı değiliz. Herkes önümüzün açılacağını, bize yardımcı olunacağı vaat ediliyor ama maalesef uygulamalarda aynı şeylerle karşılaşmıyoruz. Sürekli bürokratik problemler çıkıyor karşımıza. Örneğin ruhsat, iskan problemleri gibi. Alt yapı çalışmalarının maalesef yeterli olmadığını az önce anlattığım, enerji meselesinde de çok ciddi sorunlarımızın olduğunu vurguluyoruz. Sanayiciyi bu ülkenin topraklarına fabrikasıyla, makinesiyle yatırım yapmış insanlar olarak görüyoruz. Sanayici yaşayabildiği sürece devletine vergi ödeyerek, katma değer yaratarak, ihracat yaparak bu ülkenin geleceğinin mimarları olduğunun bilincini herkese yaymak istiyoruz. 50’li yılların Türk filmlerinde gösterildiği gibi insanları ezen bir sanayici değil, insanlarla omuz omuza bir şeyler yapmaya çalışan, her şeyini paylaşan sanayiciler olduğumuzun altını çizmek isterim.
“TÜRKONFED ile birleşerek İSİFED’in etkinliğini arttırmış olduk. Bunun yanı sıra TÜRKONFED’in de bir açığını tamamlamak suretiyle aynı desteği TÜRKONFED’e de vermiş olduk.”
“Enerjinin pahalı olduğu söyleniyor ama maliyete yansıması, onun yanı sıra enerji kesilmelerinin getirdiği kayıbın ne olduğunu kimse hesap etmiyor. Enerji kesilmelerinden dolayı ciddi bir kayba uğramaktayız.”
“Maliyeti yüksek ürünler kullanıyoruz. Girdileri aşağıya çekecek toplu veya birlikte alımlar noktasının yine bir devlet politikası, görevi olarak benimsenmesinden yanayım.”
“Bizler bu devletin artı değerler üreten unsurlarından biriyiz, üretim olmadan hiçbir şeyin olmayacağı bilincine gelmiş olan bireyleriz. Üretim yoksa bağımsızlığında olmayacağını çok net bilenlerdeniz.”








