“Sanayiciler toplum adına bir bütünlük oluşt

 

“Sanayiciler toplum adına bir bütünlük oluşturulmalı!”

İSİDEF’in kurucu başkanlığının yanı sıra bir dönem genel başkanlığını yapan Mehmet Sandal, bir sivil toplum örgütü olarak İSİDEF’in önemli işler başardığını ve daha büyük işler başarabileceğine inanıyor. 30 yılı aşkın profesyonel iş hayatındaki temel felsefesinin de ‘iyi günde kötü günde paylaşmak’ olduğunu vurgulayan Sandal, sanayici olarak hem kendi sorunlarının hem de toplumsal sorunların çözümünde önemli bir etkiye sahip olacağını da düşünüyor.

 

Profesyonel bir yönetici, sanayici, İSİDEF’in kurucu ve bir dönem genel başkanı, Beysiad üyesi… Mehmet Sandal, 30 yılı çoktan geride bıraktığı iş yaşamını anlatırken ‘topluma katkılarım neler olabilir’ sorusundan yola çıkan ve yanıt arayan bir portre de çiziyor karşımızda. Önce kısaca Mehmet Sandal ve şirketi Elopar üzerine sorular soruyoruz kendisine sonra da İSİDEF’in oluşum sürecini anlatmasını istiyoruz. İşte, size Elopar’ın kısa özeti:

Mehmet Sandal, İstanbul Teknik Üniversite’nin (İTÜ) Makine Mühendisliği bölümünden mezun olduğunda, takvimler, 1974 yılını göstermektedir. Diplomayı eline alan Mehmet Sandal’ı, 5-6 aylık işsizlik süreci beklemektedir. Aylar sonra bir fırsat doğar; Balıkesir Çimento’da, stajyer bir mühendis olarak başlar iş hayatına. 5 ay sürer memurluk hayatı. Kısa bir süre sonra ayrılmak zorunda kalır buradan. “İşçilerle çok iyi anlaştım ama yönetimle ters düştüm. Memuriyetim tasdik edilmedi” diye özetliyor durumunu. Sonrası, ver elini askerlik. Dönüşte, İMBAT Makine’den Demirdöküm’e transfer olur. 26 yaşına geldiğinde Taç Madeni Eşya ve Makina’da fabrika müdürü olarak bulur kendini. Bir yandan da kendi işini kurma hayalini gerçekleştirmenin çalışmalarını sürdürmektedir. 1978 yılında kendi işini kurar birkaç ortakla. Ancak Demir Döküm ısrarla çağırır Mehmet Sandal’ı. “Yönetim boşluktaydı, Gittim ve 7-8 ay görev yaptım. Bu süreçte, Demir Döküm’ün nakli söz konusuydu. Tabii Arçelik’le de ortaklığı vardı.” diyor. Bu yoğun çalışmanın ardından, Enka’dan teklif gelir kendisine. Enka’ya teknik müdür olarak ve tam 10 yıl çalışır bu kurumda. Genel müdür yardımcılığına terfi ettirilir. Bir yandan da kendi işlerini yürütmektedir. Sonunda, genel müdür yardımcısı iken istifa eder. Tarih; 1990 yılını gösterdiğinde artık kendi işinin başındadır. O günlerde 260 m2’lik işyeri şu anda; Türkiye’de 5, yurt dışında 5 yerde faaliyet gösteren büyük bir firmaya dönüşür Elopar. Toplam 250 çalışanı olduğunu söylüyor bize Mehmet Sandal.

Elopar: Sancılı bir doğumdan büyümeye

 

 

Aslında kendi işini kurmanın ve büyütmenin hiç kolay olmadığını da vurguluyor. Ayrılmalar, birleşmeler yaşanmıştır. 3 kişinin imza attığı adi ortaklık olarak kurulan şirketin, başlangıçta tek bir press makinesi olduğunu söylüyor. Sonrasında 3 ortaktan biri ayrılır koyduğu sermayenin 10 katını alarak. 1981 yılında, Elopar Limited Şirketi doğar. “Bünyeye 3 kişi daha katıldı. 1 yıl sonra bunlardan ikisi ayrıldı. Yine kaldık 2 kişi. 1991 yılına kadar beraber götürdük. Ama o yıl, işin başına geldim ve ortağım ayrıldı” diyor Mehmet Sandal. O yıl itibariyle büyüme süreci de başlamıştır. Elopar’ın ilk üretimi, bakalit parçalardır. Bir iki yıl demir döküm, kablo donanımı ve otomotiv parçaları üretir. İlk başlangıçtaki üretim biçimi fasondur. Fason üretime hala devam etmekte. “İyi bir fasoncuyuz!” diyor. “Müşteri odaklı ve kaliteyi ön plana çıkararak çalışıyoruz. O yüzden müşteri kaybımız çok az. 25 yıldır çalıştığımız müşteriler var.” diyor. Müşterilerle, bu kadar uzun işbirliği sürdürmesinin nedeninin şirketin temel felsefesinde yattığını belirtiyor. “Temel felsefe, müşterinle iyi günde kötü günde bir arada olabilme prensibidir” diyor. Dikkat ettiği başka bir nokta daha var; tek ürün, tek müşteri olmayacak! Anormal karlılığı değil, kabul edilebilir karlılığı sürekli kılmak istiyorlar. Bunu, bir şirket prensibi olarak koyduklarını ve bir şirket kültürü olarak yerleştirdiklerini vurguluyor.

Elopar’ın başarısı, çeşitliliğinde

 

 

Elopar, otomotiv, elektrik derken her türlü kalıp imalatı; plastik, bakalit, saç kesme dahil olmak üzere termo plastik ve termoset malzemelerinin şekillendirmeleriyle ilgili imalatıçelik konstüruksiyon imalatıyla devam eder. “Önümüze gelen işi yapabilme kabiliyetimiz var. Orta ve alçak gerilim için elektrik malzemeleri üretiyoruz. Özel makine imalatı, alman FESTO ile çözüm ortaklığı yapıyoruz. Otomosyan da dahil bu işlere. Kendi ihtiyacımız olan özel makineler dahil, plastik enjeksiyonlar dahil” diyor Mehmet Sandal. Ticari gurup da bulunuyor Elopar’da. Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinin bazı firmalarının Türkiye distrübitörlüğünü yapıyorlar. Ayrıca AR-Ge çalışmaları da yürütüyorlar.

Elopar olarak uzun yıllar mutfak eşyaları ürettiklerini de belirtiyor. Patentlerini aldıkları Pizzamatik, eletrikli barbekü, elektrikli çaydanlık üretimini sürdürüyorlar. Tabii bunlara ek ürünleri de var. Bir dönem otomotiv için fren balataları ürettiklerini ancak asbest yasaklanınca üretimi durduklarını anlatıyor. Arabaların kablolarını üreten yabancı firmalara üretim hatları kuruyorlar. Hatlardan çıkan ürünleri test etmek üzere test sistemleri hizmeti de veriyorlar. Mehmet Sandal, “Türkiye’de bu konuda tekiz dersek doğrudur. Avrupa’da ise 5 firmadan biriyiz.” diyor. Elopar’ın çok çeşitli üretim yapmasının nedenlerini sorduğumuzda; bu kadar farklı üretim ve hizmet çeşitliliğinin kendilerini yormasına rağmen, kriz zamanlarında kurtarıcı olduğunun altını çiziyor. Elopar’ın, bir çok konuda hem alt yapısı, bilgisi ve prosese yatkınlığı nedeniyle, çözüm üretme, çabuk aksiyon verme gibi bir özelliği olduğunu vurguluyor.

Şirket çalışanlarıyla bütünleşir mi?

 

 

Mehmet Sandal’ın şirketi yönetirken hareket noktası; çalışanlarıyla paylaşımcı olma gerekliliğine inanması. Tabii bu fikrin kendi yaşadığı deneyimlerle ilgisi var. Ortaokul dönemlerinde fırınlarda çalışmış Mehmet Sandal. Bir ilaç fabrikasında da işçilik yapmış. “Tuvalete dakikayla giderdi işçiler, şefler günaydın bile demezdi.” diyor. Bu süreçte, astığı astık kestiği kestik patron tipiyle tanışmış. Kendince 1960 yıllarında bu patron tipinin değişerek daha paylaşımcı bir rol üstlendiğini belirtiyor. Paylaşmanın Türkiye’de unutulmuş bir felsefe, bir sözcük olduğunu vurguluyor. “İnsanlar, paylaşmayı bilmediği için yaşanan bir çok olayın temelinde bu yatıyor. Olumlu şeyler yapmak istiyorsa paylaşmaya önem vermek gerekiyor. İnsanlar paylaşmak deyince yalnızca, varlığı paylaşmayı anlıyor. Oysa iyi günü de , kötü günü de paylaşmak gerekir. Mesela bizim muhasebemiz ortadadır. Kar ederken, zarar ettik diye yalan söylenmez işçilere. Varken de yokken de paylaşılmalı. Bu konuda çalışanlar zaten özverili. Bakın Orta Avrupa’da da fabrikalar var. Oradakilerin tembel ve disiplinsiz olduklarını görüyorum. Onun için kendi işçilerime alınlarından öpülecek insanlar olduğunu söylüyorum. Eğer paylaşılırsa, Türkiye’de her şeyin yapılabileceğine inanıyorum.’17 yıllık profesyonel iş hayatında, kendi şirketi için bile, ‘benim’ değil, ‘bizim’ dediğinin altını çiziyor. “Tek başına kişisel çabayla olmaz bu işler. Bir kurumun çabasıyla oluşur. Ben yaptım, ben ettim dediğinizde, olayın boyutu değişiyor. İnanın ben kendi çocuklarım için bile illa bu şirketin başına geçer diye düşünmedim. İnsan hak ettiği ölçüde var olur, yalnızca benimsemekle değil.” diyor. Bu görüşün olumlu sonuçlarının yaşadığını belirtiyor konuşurken. Bu güne kadar işçi olarak yönetim tarafından çıkarılan kişi sayısının 10’u geçmediğini vurguluyor. Olaylara, işçisiyle yöneticisiyle bir bütün olarak görüp, bir bütün olarak yorumlamak gerektiği konusunda kendinden emin.

İSİDEF kuruluyor

 

 

Mehmet Sandal, İSİDEF’in 2004-2006 yıllarında başkanlığı yapmış. Aynı zamanda BEYSİAD üyesi. Kendisinden İSİDEF’in kuruluş amacını dinlemek istiyoruz. Şöyle anlatıyor: “Uzun yıllar bir şeyler yaratmak için uğraşıyorsunuz, bir şeyler yarattıktan sonra toplum için neler yapabilirim diye düşünüyorsunuz. Bunu böyle de düşünmek zorundasınız. Kişisel gücünüzü, becerinizi, varlığınızı o anlamda nasıl değerlendiririm sorusuna yanıt arıyorsunuz. Böyle düşününce de ortaya bir şey çıkıyor o zaman.8-10 yıl önce ne yapabiliriz diye düşündük arkadaşlarla. Buradaki amaç, sanayici olarak hem kendi adımıza hem de çevre problemleri adınaydı. Ortaya dernek fikri çıktı. Bu fikri, epey bir arkadaşımla paylaştım. Arkadaşlarla bir araya geldik… Sonra arkadaşlar ‘Sen bu işi yürüt!’ dediler. Elbette bana bir görev veriliyorsa elimden geleni yaparım. Beysiad’ın kurucu başkanı oldum. Bu bölgede sanayiciler adına, üye adına, toplum adına bir bütünlük oluşturmak istiyorduk. 120’ye varan üye yaptık. Bu arada Siad toplantıları başladı. Bütün Türkiye’de bir konfederasyon oluşturma açısından 2 ayda bir düzenlenen toplantılar vardı. Onlara katılmaya başladım. Tabii, konfederasyon olmak için federasyon olmak gerekiyordu. 6 dernek oluşturduk. Ancak bu çabalar sürerken TÜSİAD’ın etkisi çok fazla olmaya başladı. Her türlü kontrolü eline aldı. Sonuç olarak konfederasyona doğru gittiler. Toplantılarda anlaşıldı ki konfederasyon kurulacak ama çok fazla etkinliği olmayacak. Bunun üzerine bütün dernek başkanları ile toplantı yapalım istedim bu oluşumun içinde olalım mı olmayalım mı diye. Karar aldık. Kendi yolumuzda yürüyelim orada olmayalım diye. Belki küçük oluruz ama kendi bölgemizdeki sanayicilerin hedefini daha rahat hallederiz diye düşündük. Şu anda o konfederasyon kuruldu 2-3 yıldır faaliyette ama ben de dahil adını bile bilmiyoruz. O gün aldığımız kararın doğru olduğunu görüyoruz. Hatta bu konfederasyona girmiş başka dernekler de bundan çok rahatsızlar.” diyor. Doğruları görmek gerektiğinin altını çiziyor Mehmet Sandal. “Hiçbir art düşüncesi olmadan, kişisel menfaat gözetmeden, toplum adına bir şey yapmak istiyorsanız, bu yerlerdeki konumuzu siyasi referans olarak görmüyorsanız; doğruları görmek zor değil!

Doğrular da var yanlışlarda

 

 

İSİDEF’in kurulurken prensip kararı aldıklarını belirtiyor. “Başkanlığın siyasi olmamasına özen gösterilmesi gerekiyordu. Çünkü biz, her görüşten insanı bünyesinde barındırıyoruz. Bağımsız, siyasi düşünmeyen, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen bir ihtiyaca yanıt vermeli” diyor. İSİDEF kurulduğundan beri çok iyi işler yaptığının altını çiziyor. Burada bir sivil toplum örgütü var dedirttiklerini de. Özeleştiri de yapıyor Mehmet Sandal. “Çok başarılı olduğumuzu söylemek mümkün değil. Ama artılarımız açısında bakıldığında, dün üçtük, bugün 8. Bu bile, böyle bir sivil toplum örgütünün en önemli başarı kriterlerden biridir.” diyor. Ancak biraz daha çaba gösterilmesi gerektiğini belirtiyor. Özellikle merkeziyetçiliğin uygulanmasını yararlı buluyor. Merkeziyetçilikten ne anladığını da şöyle belirtiyor: Herkes merkeziyetçilikten kaçıyor ama ben tam tersini savunuyorum. Biraz merkezi olmak gerekiyor. Çünkü güçlü merkez, diğerlerini de güçlendirecek diye düşünüyorum. Örneğin, şöyle bir furya var: Devlet küçülsün deniyor. Ben de bu tür konuşmalarda diyorum ki, bana dünyada bir devlet gösterin, devleti küçük kendisi güçlü olsun. Böyle bir devlet yok! Sivil toplum örgütlerine bakınca, tepesi güçlü, altı güçsüz bir sivil toplum örgütü olamaz, dolayısıyla, tepesi güçlü, tepesinin gücünden güç alan, altının da güçlü olduğu bir yapı her zaman iyidir. Büyük olalım, tam olalım anlayışı hakim olmalı bundan sonra.”

 

Önemli olan yeteneğe güvenmektir

 

 

Mehmet Sandal’a başkanlık seçimlerine az bir süre kaldığını hatırlatarak, başkanlık kriterlerinin neler olması gerektiğini soruyoruz. Şimdiki başkan Hüseyin BOZDAĞ’ın çok zor işleri başardığını belirtiyor. Hatta kendi döneminden daha büyük adımlar attırdığını. Bizim aracılığımızla da teşekkür ediyor Hüseyin BOZDAĞAN‘a. Başkanlık konusunda ise şunları söylüyor: “İnsanlar şöyle düşünüyorlar, bizden başkası bunu yapamaz. Oysa herkes içinde bir cevher taşır, görev adamıdır. Eğer bir yere gelmişse, bana göre bir yeteneği vardır. Önemli olan o yeteneğe güvenmektir. O yere gelmişse, o şansı vermek gerekir. Bizim bir huyumuz var. Aşağılamak, aşağılamak… Çok doğru bir yaklaşım değil.”

Kendisinin 2 yıldan fazla başkanlık yapmama prensibine uyarak, centilmenliğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Farklı başkanların dinamizm getireceğine inanıyor. “Biz de her görüşten arkadaş var. Bunun zararı da olabilir, yararı da… Madem mozaiğimize güveniyoruz, o zaman kabul edelim. Bayrağı bir ileriye nasıl taşıyacağımıza bakmamız gerekiyor.”Bu haliyle doğru yolda olduğunu düşünüyor İSİDEF’in,“Bana devam et dediklerinde kesinlikle olmayacağını, çünkü prensip kararı olduğumuzu bu karara uymamız gerektiğini, her zaman bir isimden daha iyi bir isim olabileceğinin felsefesini ortaya koymuştum. Ben haklı çıktım.” diyor. Başkanlığa talip olanların unutmaması gereken şey, çok ciddi bir zaman ayrılması gerekiyor. Bu bir görev ama fedakarlık isteyen bir görev. Başkanlığa gelecek arkadaşın bu düşüncelerle gelmesi gerekir. Orası bir rant yeri değil! Şunun altını ben başkanlıktan ayrılırken de çizdim. Arkadaşlara bu tür görevlere neden talip olmaları gerektiğini söylerken altını çizerek anlattım. Bu süreç bana, kendi işimde aksamalarıma neden oldu ama çok geniş bir çevre oluşturdum. Çok saygıdeğer insanlarla tanışma fırsatım oldu. Tabii ki benim için onur oldu. Bu işler, basit işler değil. Bunun kazanımı oldu. Mesele rant değil ki… Bugün bir çok insana yardım edebiliyorsanız, çok insanın sorunu çok kısa zamanda çözebiliyorsak en büyük nedenlerinden biri o. 2 yıllık başkanlık döneminin getirdiğini kazançları bu gün yine toplum için kullanabilirsiniz. Önemli olan toplumun sorunlarına yardımcı olmaktır. Ancak önemli kriterlerden biri, siz o koltuktayken herkese eşit mesafede durarak çalışmanızdır.”

Güç, toplanmalı

 

 

İstanbul’daki KOBİ sayısı düşünülen rakamların çok üstünde. 3. bölgede yaklaşık 5 bin KOBİ olduğunu söylüyor Mehmet Sandal. Bunların 10 çalışanı olduğunu hesap ettiğinde karşımıza 50 bin sayısı çıkıyor. Bunun çok büyük bir güç olduğunu ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla güçlerini birleştirmeleri gerektiğini belirtiyor. Bir örnek veriyor: İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından yapılan Hadımköy yolu projesine İSİDEF olarak karşı çıktıklarını anlatıyor. Buna benzer bir projenin E5 karayoluna uygulandığını ve şu an trafiğin kitlendiğini belirtiyor. “O zamanki teşhisimiz şuydu. Biz dedik ki, siz yan damarları kesmişsiniz, yan damarlar olmadan ağ beslenemez diye bir tabir koymuştuk. Şimdi bakıyorsunuz o tabir, birebir uyuyor. Demek ki, biz o gün durdurduk. Belli olmaz yine yaparlar ama federasyon o gün sanayicilerinin gücünü göstermiştir. Durun kardeşim diyerek, yaşayan bir yolu ölü bir yola çevirmesini engellemiştir.” diyor. Verdiği bir başka bir örnek ise belediyenin salma olarak sanayiciden para toplaması. “Biz diyoruz ki, paraları verelim ama paralarımız para heba olmasın. Mesela asfaltı, döküyoruz, sonra 3 ay geçmeden bozuluyor. Çünkü alt yapısı yok. Planlama yapmak lazım. Plan olacak ki, bir daha sorun aynı olmasın. Bizim verdiğimiz paralar tekrarlanmayacak işlerde kullanılacak. Başka bir örnek; bir üst geçit yapılıyor, para toplanıyor bizden ama bakıyoruz üst geçidin maliyeti toplananın yarısı. Oysa biz de parayı ç ok rahat kazanan insanlar değiliz. Şimdi ekonomide pembe tablolar gösteriliyor ama biz sanayicimizi çok iyi biliyoruz.” diyor Mehmet Sandal. Sanayicinin şu anda kan ağladığı bir dönem yaşadığını söylüyor kendinden örnek vererek. Üretiminin yüzde 50 ihracat olması nedeniyle 2 senedir zarar ettiğinin altını çiziyor. Bir çok sanayicinin de aynı durumda olduğunu belirtiyor. Bütün bunlara karşı yapılması gerekenin federasyonlarda toplanmak olduğunun altını çiziyor. “Bizim temennimiz üyeler çoğalsın, bu yapılarda oluşacak güç ile sorunların doğru ve bir an önce çözüm önerilerini geliştirebiliriz. Bu örgütlenmelerde, orta paydaları ön planda tutmak gerektiğini anlatıyor. Ortak paydayı ise şöyle tanımlıyor; kişisel, bölgesel ve ulusal…. “Avrupa’da görüyoruz, adam ihracat yapmak istiyor ama belgesi yok. Devlet hemen veriyor. Devlet diyor ki, gel bana ben sana yardımcı olayım ki sorunu çöz. Biz de ise problemi çözme yetkisi de sorumluluğu da bizde… Dünyada örneği olmayan uygulamalar var; elektriğimizi kendimiz getiriyoruz, yolumuzun parasını biz veriyoruz, suyumuzun parasını biz veriyoruz. Kanalizasyon katkı payını biz yapıyoruz. Yani her şeyin parasını veriyoruz. Aslında bize devlet tarafından verilmiş hiçbir hizmet yok. Şurdaki direklerini kendimiz diktik, telleri kendimiz çektik. Bunu bilenler biliyor. Şunu görüyoruz, benim yolum yapılmazken, bir kaldırım 3 kere değiştirilebiliyor.”İşte bu sorunların, federasyon olarak da çözmeye çalışılması gerektiğini vurguluyor. Federasyonların asli görevlerinin bunlar olduğunu belirtiyor. “Bu yanlışları bir parça dahi düzeltebiliyorsak bu bölgeye çok ciddi katkılar yapabiliriz demektir. Hedefimiz bu olmalı. Ben İSİDEF’in bu anlamda misyonunu iyi yaptığını ama daha iyi yapabileceğini söylüyorum, gelecek başkanı da kim olursa olsun, bizden daha iyi yapacağını düşünüyorum. Çünkü her gelen daha gelişmiş imkanlara ve üye sayısına sahip olarak geldiği için hareketler ve projeler de büyüyecektir.” diyor.

 


elopar.